8 Aralık 2013 Pazar

Rosso İstanbul/İstanbul Kırmızısı,Ferzan Özpetek


Geçtiğimiz kasım ayında Ferzan Özpetek Bologna'da 'Libreririe Coop' isimli kitabevinde imza günü düzenledi. Afişi gördüğümde biraz endişeliydim,çünkü aynı gün Milano'da (Şehir isimlerini özellikle İtalyan şehir isimlerini anadilinde kullanmayı seviyorum,aslına sadakat bir nevi...Milano:Milan) bir sınava girmem gerekiyordu,sınava girene kadar sadece sınava odaklıydım,çıktıktan sonra da imza gününe yetişmeye.Bana kalsa imkansızdı, çünkü 'il treno reggionale' denilen oldukça ucuz olup,ağır ağır giden,giderken de her şehre uğrayan trenle Milano-Bologna arası 2 saat 53 dakika sürüyor(düpedüz 3 saat işte) ve fiyatları 15.95 eurodan başlıyor. Sınavdan sonra istasyona vardığımızda saat hiç değilse 17.00'yi çoktan geçmişti,imza buluşması ise 18.30 da başlıyor. Sevgilim duruma el koydu, 'la freccia rossa' treninden bilet aldık, bahsettiğim tren 'kırmızı ok' anlamına geliyor,en hızlı tren oluyor kendisi yani.Aynı grup içinde 'la frecciargento' (gümüş ok,orta hızda) ve 'la freccia bianca' (beyaz ok/biraz daha yavaş,diğerler ikisine göre tabi ki) bulunuyor . Yolculuk bu trenle 1 saat 2 dakika sürdü,kişi başı fiyatı 40 eurodan başlıyor. Göz açıp kapayana kadar vardık Bologna'ya tabi ki,arada biraz kestirdik bile. İner inmez ben koşuyorum neredeyse,canım kocam güle güle arkamdan geliyor.Neyse vardık kitabevine,içerisi kalabalık haliyle,ama imzaya başlamamış henüz,söyleşi yapıyorlardı. Kitabı anlatıyordu,belki kitabın filmini yapabileceğinden söz etti, mart ayında vizyona girecek yeni filmi 'Allacciate le cinture' den (Kemerleri Bağlayın) bahsetti. Söyleşiden sonra kitabı imzalaması için sırada beklerken gözlemledim; dileyen herkesle fotoğraf çektirdi,nazik bir kaç soru sorup sohbet etti tek tek herkesle. Sıra bize geldiğinde kaç yıldır İtalya'da olduğumuzu,hangi işle meşgul olduğumuzu falan sordu,fotoğraf çektirdik ve imzalarımızı aldık. Bende bıraktığı intiba ne kadar nazik,ne kadar beyefendi bir insan olduğu oldu.Öyle samimi ,öyle alçak gönüllü ki. İtalyanca'ya o kadar hakim,Türkçesi o kadar düzgün...Gurur duydum!

Daha yolda otobüste başladım okumaya, son derece akıcı bir dille yazılmış. Kitapta Özpetek çocukluğuyla şimdiki zaman arasında gidip geliyor. Bir taraftan adeta bir masal dünyasına götürüyor bizleri,eski İstanbul'a,bir taraftan da 'Gezi Parkı Direnişi' nden bahsedip şaşırtıyor. Dedim ki iyi ki yazmış bu kitabı...Bir taraftan aşkın her halini anlatıyor,bir taraftan Boğaz'ın gün doğarken,batarken nasıl kızıl olduğunu,bir taraftan simitçilerden bahsediyor bir taraftan direnişin simgesi olan kırmızı elbiseli kızdan,annesinin kırmızı ojesinden.Onunla birlikte İstanbul'un kırmızı renklerini keşfedeceksiniz...Çocukluğundan,aşklarından bahsederken öyle samimi ki,o üzülürken siz de üzüleceksiniz,dinginliğinde siz de huzur bulacaksınız.

Ocak ayında Türkiye'de raflarda olacakmış Türkçesi,mutlaka alın şu soğuk kış günlerinde yanında bir fincan kahve,belki açık bir çay ya da bol tarçınlı bir saleple okuyun derim ben...Kim bilir belki yağmur yağar,camlardaki tıkırtısı da eşlik eder,kitabınıza...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder